Benim Çağrı Merkezim

Yine bir veda maili geldi bugün… Ayrılan bir şanslı kişi daha… Açıyorsun bakıyorsun bu sefer günün anlam ve önemine değer bir şey yazabilmiş mi giden arkadaş… Yine ilk klasik cümle…
“Bu gün çağrı merkezi okulundan ayrılıyorum!!!” Okul!! Çağrı merkezi!! Bence bu ifade burada insanların nasıl mekanikleştirildiğinin ve kendi olmaktan uzaklaştırıldığının en basit ispatı… Yoksa hayatinin su zamana kadarki en büyük zamanını okullarda geçirmiş bir kişi için çağrı merkezini “okul” olarak nitelendirmek ne kadar mantığa sığacak bir durum bilemem. Neredeyse nefes almanın bile programlandığı insanca çalışma haklarının gasp edildiği, arkadaşlarınla aynı zamanda sigara içip sohbet etmene bile izin verilmediği, yataktan kalkamayacak derece hasta olduğun zamanlarda bile işe gitme mecburiyetinde kalmanın sadece bir iki kademe üstündeki kişilerin insaniyetine kaldığı bir ortam en iyi ihtimalle cezaevi olarak nitelendirilebilir belki ve veda mailinin ilk cümlesi “Bugün çağrı zindanından tahliye oluyorum” olması daha bir gerçeğe yakin olur sanki…
Abartıyor muyum? Alakası yok… Size en mükemmeliyetçi, en iyi eğitim veren, en kısa surede hizmet veren, “en en en… Ödülleri”ni almış bir çağrı merkezinin üç yıllık agent’i olarak bu üç yılda gördüklerimden ve benim kendi öğrendiklerimden bahsedeyim biraz…
Çağrı merkezinde çok çağrı alıyorsan saatlik ortalaman diğerlerinden fazlaysa eğer sadece yetkilin tarafından sırtın sıvazlanır.
Çağrı merkezinde satış grubundaysan eğer durum daha şekilli haller alır…
Bankaya ayda maaşından biraz fazla para kazandırıyorsan eğer yetkilin tarafından sırtın sıvazlanır… (Ki bu kadar satış yapmak zaten mecburidir)
Bankaya ayda maaşının 5-6 katı para kazandırıyorsan eğer sırtın sıvazlanırken yanında bir de çikolata verirler…
Bankaya günde aylık maaşın kadar para kazandırabiliyorsan eğer sırtın sıvazlanıp çikolatanı yerken yönetmeninden de biraz daha fazla sıcaklık görürsün…
Bankaya satış gruplarındaki herkesten fazla kazandırırsan eğer hepsine ilave olarak birim müdürünün odasında bir sandalyede 5 dk. oturma şansı yakalamış olursun…
Tüm bunları yaparken farkında olmadan yıpranan senin ses tellerin, bozulan senin sağlığındır. Beynini kemiren günden güne psikolojini bozup seni mekanik bir “şey”e çeviren, tüm hareketlerini ve davranışlarını otomatikleştiren bu döngüde senin çalışma koşullarını daha katlanılabilir bir şekle sokma gibi bir düşünce akıllarından bile geçmez. Altında serili olan hali sadece senede 2 kez genel müdür ya da çok önemli ziyaretçiler geldiğinde yıkanır. Senin günde 8 saat sürekli konuşmaktan ağzından solumak zorunda kalışın ve o tozların boğazına yapışması umurlarında değildir. Onlar genelde burunlarından solur ve ön sağ ayaklarını masalarına sürüyüp burunlarından solumakla yeteri kadar korku saldıklarını düşünürler. Çağrı merkezinde senin kadar konuşmak zorunda kalmadıklarından ve masalarına senin gibi zincirlenmediklerinden tozların etkisini hissetmeleri de söz konusu değildir. Onlar sana esaretini hissettirebildikleri zaman özgür, senin tıkandığın yorulduğun derecede rahat ve hakkini aramadığın arayamadığın surece stresten uzak ve menfaatleri doğrultusunda sana arkadaşça yaklaşmakta profesyoneldirler…
Bizler bankanın en ağır işçileri olarak, bizim bu bankaya maddi anlamda olan bağımlılığımızdan çok onların bize muhtaç olduğunun bilincine vararak en azından sadece çalışma koşullarımızı biraz daha iyileştirebilmek için bir şeyler yapamaz mıyız? Günde yeri gelip 3 saat aralıksız konuşup boğazlarımız parçalanıncaya dek en belalı müşterilerle boğuşup onlara çözüm sağlayan, en inatçı müşterileri ikna edip satış yapanlar olarak artik kendimize bir çözüm bulmayı, yöneticilerimize kendi haklarımızı kabul ettirmeyi ve en az kendimizden verdiğimiz kadar kazanmayı hak etmiyor muyuz?

Yine bir veda maili geldi bugün… Ayrılan bir şanslı kişi daha… Açıyorsun bakıyorsun bu sefer günün anlam ve önemine değer bir şey yazabilmiş mi giden arkadaş… Yine ilk klasik cümle:

“Bu gün çağrı merkezi okulundan ayrılıyorum!!!” Okul!! Çağrı merkezi!! Bence bu ifade burada insanların nasıl mekanikleştirildiğinin ve kendi olmaktan uzaklaştırıldığının en basit ispatı… Yoksa hayatinin su zamana kadarki en büyük zamanını okullarda geçirmiş bir kişi için çağrı merkezini “okul” olarak nitelendirmek ne kadar mantığa sığacak bir durum bilemem. Neredeyse nefes almanın bile programlandığı insanca çalışma haklarının gasp edildiği, arkadaşlarınla aynı zamanda sigara içip sohbet etmene bile izin verilmediği, yataktan kalkamayacak derece hasta olduğun zamanlarda bile işe gitme mecburiyetinde kalmanın sadece bir iki kademe üstündeki kişilerin insaniyetine kaldığı bir ortam en iyi ihtimalle cezaevi olarak nitelendirilebilir belki ve veda mailinin ilk cümlesi “Bugün çağrı zindanından tahliye oluyorum” olması daha bir gerçeğe yakin olur sanki…

Abartıyor muyum? Alakası yok… Size en mükemmeliyetçi, en iyi eğitim veren, en kısa surede hizmet veren, “en en en… Ödülleri”ni almış bir çağrı merkezinin üç yıllık agent’i olarak bu üç yılda gördüklerimden ve benim kendi öğrendiklerimden bahsedeyim biraz…

Çağrı merkezinde çok çağrı alıyorsan saatlik ortalaman diğerlerinden fazlaysa eğer sadece yetkilin tarafından sırtın sıvazlanır.

Çağrı merkezinde satış grubundaysan eğer durum daha şekilli haller alır…

Bankaya ayda maaşından biraz fazla para kazandırıyorsan eğer yetkilin tarafından sırtın sıvazlanır… (Ki bu kadar satış yapmak zaten mecburidir)

Bankaya ayda maaşının 5-6 katı para kazandırıyorsan eğer sırtın sıvazlanırken yanında bir de çikolata verirler…

Bankaya günde aylık maaşın kadar para kazandırabiliyorsan eğer sırtın sıvazlanıp çikolatanı yerken yönetmeninden de biraz daha fazla sıcaklık görürsün…

Bankaya satış gruplarındaki herkesten fazla kazandırırsan eğer hepsine ilave olarak birim müdürünün odasında bir sandalyede 5 dk. oturma şansı yakalamış olursun…

Tüm bunları yaparken farkında olmadan yıpranan senin ses tellerin, bozulan senin sağlığındır. Beynini kemiren günden güne psikolojini bozup seni mekanik bir “şey”e çeviren, tüm hareketlerini ve davranışlarını otomatikleştiren bu döngüde senin çalışma koşullarını daha katlanılabilir bir şekle sokma gibi bir düşünce akıllarından bile geçmez. Altında serili olan hali sadece senede 2 kez genel müdür ya da çok önemli ziyaretçiler geldiğinde yıkanır. Senin günde 8 saat sürekli konuşmaktan ağzından solumak zorunda kalışın ve o tozların boğazına yapışması umurlarında değildir. Onlar genelde burunlarından solur ve ön sağ ayaklarını masalarına sürüyüp burunlarından solumakla yeteri kadar korku saldıklarını düşünürler. Çağrı merkezinde senin kadar konuşmak zorunda kalmadıklarından ve masalarına senin gibi zincirlenmediklerinden tozların etkisini hissetmeleri de söz konusu değildir. Onlar sana esaretini hissettirebildikleri zaman özgür, senin tıkandığın yorulduğun derecede rahat ve hakkini aramadığın arayamadığın surece stresten uzak ve menfaatleri doğrultusunda sana arkadaşça yaklaşmakta profesyoneldirler…

Bizler bankanın en ağır işçileri olarak, bizim bu bankaya maddi anlamda olan bağımlılığımızdan çok onların bize muhtaç olduğunun bilincine vararak en azından sadece çalışma koşullarımızı biraz daha iyileştirebilmek için bir şeyler yapamaz mıyız? Günde yeri gelip 3 saat aralıksız konuşup boğazlarımız parçalanıncaya dek en belalı müşterilerle boğuşup onlara çözüm sağlayan, en inatçı müşterileri ikna edip satış yapanlar olarak artik kendimize bir çözüm bulmayı, yöneticilerimize kendi haklarımızı kabul ettirmeyi ve en az kendimizden verdiğimiz kadar kazanmayı hak etmiyor muyuz?

Benzer Yazılar:

  1. Engelliyim, Çağrı Merkezi Çalışanıyım, Haklarıma Sahip Çıkıyorum!
  2. Hindistan’dan Türkiye’ye Çağrı Merkezleri
  3. Çağrı Merkezi Çalışanıyım, Çalışma Hakkıma Sahip Çıkıyorum!
  4. Sömürünün “Teknolojik” Hali: Çağrı Merkezleri
  5. Çağrı Merkezlerinde Taşeronlaştırma

Kategori:: İşliklerde Gündem

Etiketler: , , ,

Siz de yorum yapın