admin | Mar 15, 2010 |
1 yorum
Kapitalizmin hepimizi hızla köleleştirdiği, sağlıksız ve güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda bıraktığı günümüzde emek sömürüsünün oldukça arttığı yerlerden biri olan çağrı merkezlerinde çalışanlar da bu süreçten mağdur oluyorlar. Çağrı merkezlerindeki emek sömürüsü arttıkça çalışanlar çeşitli dolaylı ve dolaysız baskılara ve insanlık dışı koşullarda çalışmaya maruz bırakılıyor.
Bu dayatmalardan bazıları çalışanların doğrudan sosyal hayatını ve ilişkilerini hedef alıyor. Çağrı merkezlerindeki sosyal yapılanma, büyük bir gözetleme projesini andırmaktadır. “İşlerine daha fazla odaklanmaları” için, birbirlerinin yüzlerini göremeyecek yarı kapalı “kutu”lar içinde çalışmakla beraber, mola zamanları sosyal ilişkilerin önüne geçecek şekilde düzenlenmiştir. İşlerinin bir parçası olarak olduğu iddiasıyla, belirli bir tonda sürekli aynı cümleleri söylemeleri beklenen çağrı merkezi işçilerinin, insan olduklarına dair bütün emareler, mesai saatlerinin dışına dair bir olgu haline getirilmiştir.
Çalışanların yapılan telefon görüşmeleri dinlenmekte ve kayıt altına alınmaktadır: Çalışanın her sözü “müşteri haklılığı” kisvesi altında, kendisine karşı kullanılabilecek potansiyel bir hataya dönüştürülmüştür. Bu kayıt ve dinleme işlemi çalışanı aralıksız devam eden bir denetimin içine koyar. Çalışanı değerlendirecek kişi, fiziksel olarak görülmemektedir ve çalışanın yüzleşebileceği problemler tanımlanmış değildir. Ancak çalışandan, sürekli kendini denetlemesi ve bu denetlemenin etkisi altında davranışını düzenlemesi beklenmektedir. Bu içselleştirilmiş denetim durumuna, yöneticiler tarafından uygulanan baskılar eklenmekte, çalışanın payına düşense kaygı, tükenmişlik ve boşluk hissi olmaktadır. Bunların, yalnızca iş yerinde kalmaması, çalışanın dünyaya ve kendine dair yaklaşımını olumsuz yönde etkilemesi ve hayatının her boyutunu etkilemesi oldukça olasıdır.
Kadın çalışanlar, iktidarın eril çehresi yüzünden çağrı merkezlerinde baskı ve şiddetin farklı şekillerine tabii olmaktadırlar. Kadın çalışanlardan, küfür ve romantik hitaplara karşı beklenen yalnızca durumu “idare etmek”le kalmamaktadır; yöneticiler kadın çalışanların “önemli müşteriler”le “farklı” konuşmalarını talep etmektedirler. Medya ve reklamlar aracılığıyla, kadın çağrı merkezi çalışanlarının nasıl davranmalarının uygun olacağı sürekli olarak yeniden üretilmekte; hatta yer yer kadına yönelik taciz meşrulaştırılmaktadır.
Yoğun emek sömürüsü koşulları altında çalışan, kar ve müşteri haklılığının bütün insanlık değerlerinin önünde olduğu bir yerde çalışan çağrı merkezi çalışanlarının “psikolojik sorunlar” yaşama ihtimali elbette yüksektir. Ancak, çağrı merkezi çalışanlarının yaşadığı, yalnızca “tükenmişlik” ya da “psikolojik sıkıntılar” ekseninde tanımlanamaz: Bunlar, üretim ve iktidar ilişkilerinin çalışanlar üzerindeki sistematik şiddetine karşı verilen tepkilerdir. Çaresizlik hissinin tükenircesine çalışma ile aşılabileceği vaadine karşı, örgütlenmeyi, dayanışmayı ve mücadele etmeyi tercih eden çağrı merkezi çalışanlarını destekliyor ve yanlarında olduklarımızı belirtiyoruz.
Kapitalizmin hepimizi hızla köleleştirdiği, sağlıksız ve güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda bıraktığı günümüzde emek sömürüsünün oldukça arttığı yerlerden biri olan çağrı merkezlerinde çalışanlar da bu süreçten mağdur oluyorlar. Çağrı merkezlerindeki emek sömürüsü arttıkça çalışanlar çeşitli dolaylı ve dolaysız baskılara ve insanlık dışı koşullarda çalışmaya maruz bırakılıyor.
Bu dayatmalardan bazıları çalışanların doğrudan sosyal hayatını ve ilişkilerini hedef alıyor. Çağrı merkezlerindeki sosyal yapılanma, büyük bir gözetleme projesini andırmaktadır. “İşlerine daha fazla odaklanmaları” için, birbirlerinin yüzlerini göremeyecek yarı kapalı “kutu”lar içinde çalışmakla beraber, mola zamanları sosyal ilişkilerin önüne geçecek şekilde düzenlenmiştir. İşlerinin bir parçası olarak olduğu iddiasıyla, belirli bir tonda sürekli aynı cümleleri söylemeleri beklenen çağrı merkezi işçilerinin, insan olduklarına dair bütün emareler, mesai saatlerinin dışına dair bir olgu haline getirilmiştir.
Çalışanların yapılan telefon görüşmeleri dinlenmekte ve kayıt altına alınmaktadır: Çalışanın her sözü “müşteri haklılığı” kisvesi altında, kendisine karşı kullanılabilecek potansiyel bir hataya dönüştürülmüştür. Bu kayıt ve dinleme işlemi çalışanı aralıksız devam eden bir denetimin içine koyar. Çalışanı değerlendirecek kişi, fiziksel olarak görülmemektedir ve çalışanın yüzleşebileceği problemler tanımlanmış değildir. Ancak çalışandan, sürekli kendini denetlemesi ve bu denetlemenin etkisi altında davranışını düzenlemesi beklenmektedir. Bu içselleştirilmiş denetim durumuna, yöneticiler tarafından uygulanan baskılar eklenmekte, çalışanın payına düşense kaygı, tükenmişlik ve boşluk hissi olmaktadır. Bunların, yalnızca iş yerinde kalmaması, çalışanın dünyaya ve kendine dair yaklaşımını olumsuz yönde etkilemesi ve hayatının her boyutunu etkilemesi oldukça olasıdır.
Kadın çalışanlar, iktidarın eril çehresi yüzünden çağrı merkezlerinde baskı ve şiddetin farklı şekillerine tabii olmaktadırlar. Kadın çalışanlardan, küfür ve romantik hitaplara karşı beklenen yalnızca durumu “idare etmek”le kalmamaktadır; yöneticiler kadın çalışanların “önemli müşteriler”le “farklı” konuşmalarını talep etmektedirler. Medya ve reklamlar aracılığıyla, kadın çağrı merkezi çalışanlarının nasıl davranmalarının uygun olacağı sürekli olarak yeniden üretilmekte; hatta yer yer kadına yönelik taciz meşrulaştırılmaktadır.
Yoğun emek sömürüsü koşulları altında çalışan, kar ve müşteri haklılığının bütün insanlık değerlerinin önünde olduğu bir yerde çalışan çağrı merkezi çalışanlarının “psikolojik sorunlar” yaşama ihtimali elbette yüksektir. Ancak, çağrı merkezi çalışanlarının yaşadığı, yalnızca “tükenmişlik” ya da “psikolojik sıkıntılar” ekseninde tanımlanamaz: Bunlar, üretim ve iktidar ilişkilerinin çalışanlar üzerindeki sistematik şiddetine karşı verilen tepkilerdir. Çaresizlik hissinin tükenircesine çalışma ile aşılabileceği vaadine karşı, örgütlenmeyi, dayanışmayı ve mücadele etmeyi tercih eden çağrı merkezi çalışanlarını destekliyor ve yanlarında olduklarımızı belirtiyoruz.
Benzer Yazılar:
- Hayalet Bu Sene de Odullerde Olacak!
Kategori:: İşliklerde Gündem
Etiketler: Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği
BENİM KIZIM DA ÇAĞRI MERKEZİNDE ÇALIŞIYOR BUNA ÇALIŞMAK DERSEN RESMEN İŞKENCE İŞE GİTMEK ONUN İÇİN ÇALIŞIYOR ÇALIŞTIKLARI ALAN ÇOK HAVASIZ VE GÜRÜLTÜLÜ İNSANIN YAŞAYABİLECEĞİ BİR YER DEĞİL CAM AÇILMIYOR ,KLİMADAN HERGÜN HASTA İŞE GİDEMİYOR 8 SAATTE YARIM SAST YEMEKLE BİRLİKTE MOLALARI VAR.HİÇ BİR GÜN İSTEYEREK İŞE GİTMEDİ TAM 3 YIL OLDU İŞTEN ÇIKAMIYOR ÇALIŞMAK ZORUNDA FAKAT ŞARTLARI ÇOK KÖTÜ HASTALIKTAN İŞE GİDEMİYOR SIK SIK RAPOR ALMAK ZORUNDA KALIYOR.SİTRESTEN BİR SÜRÜ HASTALIK OLUŞTU, DAHA 23 YAŞINDA BU ÇALIŞMA ŞARTLARINA BİR ÇÖZÜM BULAMAZLARMI ACABA.BEN ANNESİ OLARAK ÇOK ÜZÜNTÜ DUYUYORUM BU DURUMDAN 3 YIL EMEK VERDİM DİYOR NASIL BIRAKAYIM BIRAKIP ÇIKAMIYOR.TAZMİNATINI VERSELER DE ÇIKARSALAR. NE YAPABİLİRİZ BU KONUDA.ÇAĞRI MERKEZİN DE ÇALIŞANLARA GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ BU İLGİDEN DOLAYITEŞEKKÜR EDERİM. İNŞ BİR İYİLEŞTİRME YAPILABİLİR.